SÖZDE ŞİKE DAVASI

YÖNETİCİLERİMİZ, 3 TEMMUZ KUMPASININ 15. YILINDA AÇIKLAMALARDA BULUNDU

03 Temmuz 2026 Cuma 12:31

3 Temmuz Kumpasının 15. yılında, Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Şekip Mosturoğlu ve Hukuktan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyemiz Savaş Adalet ile Kulüp Avukatımız Naim Karakaya, Fenerbahçe TV’de değerlendirmelerde bulundu.
 
Yaklaşık 1 saat süren programda; senaryosu FETÖ tarafından yazılan bu karanlık yapıya karşı kulübümüzün tavrının dün olduğu gibi bugün de net ve değişmez olduğunu aktaran yöneticilerimiz, bu yapının izlerini taşıyanlarla mücadelemizin bitmeyeceği, sonuna kadar devam edeceğini vurguladı.
 
Yöneticilerimizin açıklamaları şu şekilde:
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: O GÜN OLUŞTURDUĞUMUZ BİRLİK VE BERABERLİK RUHUYLA BU MÜCADELEYİ SÜRDÜRÜYORUZ
 
“Bu konuda çok duygusal olmamaya çalışıyorum. Çünkü duygusal olduğum zaman çok yıpratıcı oluyor. İçinde olduğum süreçler, yaşadığım günler… Tekrar gözümde canlanıyor ve açıkçası şahsi olarak da çok üzülüyorum. Ama onun dışında Kulübümüzün uğradığı haksızlığa, uğradığı bu saldırıya çok büyük tepkim halâ sürüyor ve hiçbir şekilde azalmadı. Bu olaya karışan son fail cezalandırılana kadar, Fenerbahçe’nin uğradığı zararlar tazmin edilene kadar da bu kızgınlığım dinmeyecek. Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum; her yıl 3 Temmuz vesilesiyle bu konuyu tekrar gündeme getiriyorsunuz. Bu konuda hem taraftarımız güncel bilgilere erişiyor hem de yaşadığımız acı günler tekrar hafızalarda canlanarak o gün oluşturduğumuz birlik ve beraberlik ruhuyla bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Dolayısıyla çok önemli diyebilirim.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BUGÜN HAYATTA VE AYAKTAYSA TAMAMEN TARAFTARININ VE CAMİASININ GÜCÜYLEDİR. BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE MÜCADELE VERMESİYLE BUGÜNLERE GELMİŞTİR
 
‘Unutmadık ve unutmayacağız!’ mottosu bence çok çok önemlidir. Bu, Fenerbahçe’nin hayatına, hayatiyetine (yaşam hakkına) karşı yapılmış önemli bir saldırıdır. Tarihte böyle bir saldırıya uğrayıp ayakta kalabilecek bir kulüp yok ve Fenerbahçe Spor Kulübü bugün hayatta ve ayaktaysa tamamen taraftarının ve camiasının gücüyledir, birlik ve beraberlik içinde mücadele vermesiyle bugünlere gelmiştir. O yüzden bugünleri unutmamamız gerekiyor. 15. Yıl oldu! Bugün Fenerbahçe’nin peşinde koşan, armanın peşinde koşan arma sevdalısı gençlerimizin çoğu çocuktu, bilmiyorlardı. Onların da bunu hafızalarında tutması ve hiçbir şekilde unutmaması gerekiyor. Dolayısıyla bu programların böyle bir faydası var.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: YÖNETİMLER, BAŞKANLAR DEĞİŞİYOR AMA BU MÜCADELEDEKİ KARARLILIĞIMIZ HİÇBİR ŞEKİLDE DEĞİŞMİYOR VE DEĞİŞMEYECEK DE!
 
2011’de başlayan bu mücadelemiz bizden sonraki yönetimlerde de aynı şekilde devam etti. Bizden sonra Sayın Fethi Pekin, Sayın Alper Alpoğlu, Alper Pirşen çok çok emek harcadılar, Sayın Ali Koç’un başkanlığı döneminde çok emeği oldu. Sonrasında Sayın Sadettin Saran döneminde ki kısa bir dönem olmasına rağmen Hukuktan Sorumlu Yönetici Ali Gürbüz’ün de büyük katkıları oldu. Alper Bey o dönemde de bizimle birlikteydi ve halâ da birlikteyiz. Şimdi Savaş Bey ve Yasemin Hanım, bu mücadeleyi üstlendiler. Savaş Adalet’in avantajı 3 Temmuz’da çok genç bir hukukçu olarak bizim yanımızdaydı ve dosyanın avukatlarından idi. Dolayısıyla o da güncel bilgileri taşıyor. Özetle Yönetimler, Başkanlar değişiyor ama bu mücadeledeki kararlılığımız hiçbir şekilde değişmiyor ve değişmeyecek de! Umuyor ve diliyorum ki gelecekte hesap sorma süreçlerinin neticelendiğini, hesap verenlerin kimler olduğunu ve ne şekilde hesap verdiklerini de kamuoyuna anlatacağımız güzel günler olacak! Birazdan hukuksal yönden gelişmelerle ilgili bilgiler de verilecek. Benim ilk etapta söyleyeceklerim bunlar.
 
KULÜP AVUKATIMIZ NAİM KARAKAYA: AZİZ BAŞKAN O GÜN YAPTIĞI AÇIKLAMADA; ‘BENİM KAÇACAĞIMI SÖYLEYEN İNSANLAR BİR GÜN KENDİLERİ KAÇACAK.’ DEMİŞTİ
 
Bu sürecin 15. yılını doldurmuş olduk. Gerçekten de duygusal anlamda çok ağır bir süreç. Hukuki kısmı ile duygusal kısmı çok karışık bir şekilde yaşadığımız bir süreç oldu. Ben, o süreci Şekip Başkanımızın avukatı olarak takip ettim ancak genel olarak tüm sanıkların savunmaları benzer yönde olduğu için hepimizin birbirine mutlaka bir katkısı oldu. Hukuki süreç başta gerçekten de olumsuz duygularla başladı ve o süreçte Aziz Başkanımız için verilen tutuklama kararı ‘kaçacak, kaçma şüphesi var’ diye verilmiş bir karardı. Aziz Başkan da buna güzel bir cevap vermişti; ‘Benim kaçacağımı söyleyen insanlar bir gün kendileri kaçacak.’
 
KULÜP AVUKATIMIZ NAİM KARAKAYA: O FETHULLAHÇI KUMPASIN ÇARPTIĞI İLK DUVAR, BU SARI-LACİVERT KULÜP OLDU
 
Şimdi bu bir hukuk mücadelesi, salt Fenerbahçe’nin bir mücadelesi değil. Özellikle o yıllarda meydana gelen diğer toplumsal olaylara ve davalara ki bir şekilde kumpasla yoğrulmuş davalara baktığımız zaman bunların hiçbirisi Fenerbahçe kadar ses getirmedi. O Fethullahçı kumpasın çarptığı ilk duvar, bu sarı-lacivert kulüp oldu. Gerek Anıtkabir’de gerek Bağdat Caddesi’nde gerek Çağlayan’da toplanan binler, on binler toplumsal bir destek buldu ve Fenerbahçe’nin kolay bir yem olamayacağını kesinlikle gösterdi. Bu direnç de zamanla büyüdü ve o direncin sonunda yani 17-25 Aralıklar, daha sonra da 15 Temmuz yaşanınca gerçekten de tüm toplum aslında kumpasçı örgütün ne kadar tehlikeli olduğunu anlayabilecek boyuta gelmiş oldu.
 
KULÜP AVUKATIMIZ NAİM KARAKAYA: HUKUK DEVLETİNİN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ KİŞİNİN ADALETTEN KAÇAMAMASIDIR
 
Evet, o dosyalar ile ilgili kararlar verildi. Ardından o kararlar bozuldu. Sürecin içerisinde 15 Temmuz olmadan önceki toplum ve Fenerbahçeliler için iyi altını çizmek lazım, yani Fenerbahçe’ye kurulan kumpasın ilk operasyonları aslında 15 Temmuz’dan önce başlamıştı ve ilk operasyonlar yapıldı. Bunun bir kumpas olduğu olgusu ilk o FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarda, işte o zaman anlaşıldı ve yapıldı. O gün operasyonları yapan hâkimimizi, savcımızı da takdir etmek gerekiyor. Sonrasında tekrar bir süreç başladı. Bunun içerisinde hem hâkim ve savcıların yargılandığı süreç oldu ki halâ bu süreç devam ediyor. Yargıtay’da hâkim ve savcı oldukları için bu süreç Yargıtay’ın yargıladığı bir süreç oldu. Bir de diğer kumpasa karışan 107 kişi; bunların ağırlıklı olarak bir kısmı kolluk mensubu, bir kısmı hukukçu, bir kısmı da gazeteci. Bu süreçler içerisinde de yine bunun yargılaması devam etti ve bu yargılamaların bazıları gerçek anlamda 1-2 ay Silivri’de uzun süre ve hiç durmadan devam eden yargılamalar oldu. Bu yargılamaların sonucunda mahkûmiyet kararları verildi, özellikle de bu 107 kişinin yargılandığı davada. Bu kararların bir kısmı kesinleşti, bir kısmı Yargıtay’dan suçun sabit olduğu noktasında bir tereddüt olmamakla birlikte verilen cezaların miktarı yönünden bir tartışma olarak bozulup geldi. Mahkeme burada yine aynı benzer kararları, yine mahkûmiyet kararlarını vererek tekrar bu dosya üst mahkemeye, kanun yolu aşamasına taşınmış oldu.
 
Burada bir de şu kısım var; yakalamalı olan insanlar var. Bu kumpası yapanlar az önce de ifade ettiğim gibi Aziz Başkanın kaçacağını söylerken kendileri kaçtılar ve bu kişilerin de yurt içine getirilmelerini tüm Fenerbahçe camiası, tüm ülke ümit edelim ki bunu sevinçle karşılayacaktır. Hukuk devletinin en büyük özelliği kişinin adaletten kaçamamasıdır. Bununla ilgili dava halâ yürüyor. Yakalamalı olan insanlar yönünden dava, o insanların yakalanmasına kadar sürüyor. Buradaki hukuk mücadelesinin, gerek hukuki olarak gerek insani olarak en son sanık yargılanıp, adaletin yerinin sağlandığı ve cezasını alıp bunun kesinleştiği ana kadar devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.
 
HUKUKTAN SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYEMİZ SAVAŞ ADALET: FENERBAHÇE AİLESİNİN NE KADAR BÜYÜK OLDUĞUNU O GÜN, 3 TEMMUZ SABAHIYLA BAŞLAYAN SÜREÇTE GÖRDÜK
 
2011’de başlayan bu süreç 2026 yılına geldiğimizde 15. seneyi bitirmiş oluyoruz. İlk günden beri camianın, taraftarın ve özgürlüğünden mahrum kalan Başkanımızın, Yöneticilerimizin göstermiş olduğu tutum ve tavır sayesinde aslında bugün dimdik ayakta duruyoruz. Bu davaları bugün değerlendiriyoruz ama zamanın şartlarına baktığımızda çok zor günlerdi. Büyük bir baskı vardı, büyük bir hukuksuzluğu savunan gündemin içinde kendini ispat etme çabasında olan, suçsuzluğunu anlatmak isteyen bir camianın o günkü birlikteliği vardı. Dimdik duruşuyla Sayın Başkanımız, Değerli Yüksek Divan Kurulu Başkanımız, İlhan Ekşioğlu, Tamer Yelkovan, rahmetli Ahmet Çelebi, Ali Kıratlı… hep bir aile gibi ve Fenerbahçe ailesinin ne kadar büyük olduğunu o gün, 3 Temmuz sabahıyla başlayan süreçte gördük. O yüzden işin duygusal tarafıyla da söze devam etmek istiyorum. Aynı zamanda ben o zaman bir taraftardım, Fenerbahçeli bir avukattım. İlk günden beri bu sürecin içine dâhil olup, Naim Hocam ve diğer hocalarımızla birlikte bir operasyonel davanın ne kadar zor olduğunu o günlerde bizler biliyorduk ama kamuoyuna da anlatmak ve bunun mücadelesini vermek önemliydi ki çok zor günlerdi. Özgürlüğünden 6 ay, 8 ay, 1 yıl gibi sürelerle mahrum kalan bu değerli kişilerin de bugün halâ Fenerbahçe camiasının içinde olmaları, Sayın Başkanımızın tekrar seçilmesi, Şekip Bey’in Yüksek Divan Kurulu Başkanı olması da bizlerin ne kadar onurlu bir mücadele verdiğinin sonucu ve taçlandırılması olarak görüyorum.
 
Şekip Başkanımıza da şahsımla ilgili sözleri için teşekkür ediyorum. Benim kariyer önderimdir. Bu mesleğe başlarken Şekip Başkanımızın kariyeri ve duruşuyla orantılı bir meslek kariyerim olsun isterdim.
 
HUKUKTAN SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYEMİZ SAVAŞ ADALET: FENERBAHÇE TARAFTARI, BU HAİN ÖRGÜTÜN OPERASYONEL DAVALARINA EN NET TEPKİYİ VERDİ
 
Terör örgütünün bu operasyonel davaları arasındaki en önemli direniş davası bizimki! Diğer dosyalarda kamuoyunda veya kendi içlerinde bu kadar büyük bir isyan ve karşı çıkma olmadı ama Fenerbahçe taraftarı, bu hain örgütün operasyonel davalarına en net tepkiyi verdi. Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı resmi sayfasında da darbeye giden o yoldaki davalar arasındaki en önemli dava olduğunu düşünüyorum. Bizlerin bu duruşu, Başkanımızın duruşu, Yöneticilerimizin bu onurlu duruşu ülkeye örnek oldu. Bu örnek olmada bu hain örgütün nasıl bir yapıda olduğunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Bakanlarımızın, Meclisimizin de dikkatini çekti ve malum süreci biliyorsunuz, 15 Temmuz’da bu örgütün en zarar verici dosyalarından biri olmuş oldu.
 
Bu bayrak yarışıdır. 2011’de başlayan ve hukukçuların ele aldığı, 2018’de yeni yönetimin, 2025’te diğer yönetimin almasıyla devam eden bu bayrak yarışı, şimdi Şekip Başkanım önderliğinde Naim Hocanın davalara hâkimiyeti ve tecrübesiyle beraber Yönetim Kurulu Üyemiz Yasemin Hanım ile birlikte bu süreci dikkatlice, kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda takip edip, tek bir şüphe, açık bırakmayacak ve her noktayı dolduracak şekilde görev süremiz boyunca da takip edeceğiz. Başkanımızın belirlediği hukuksal kararlılıkla yola devam edeceğiz.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: 2012, BENCE BU DAVA SÜRECİNİN NE KARANLIK DÖNEMİYDİ. ÇÜNKÜ FETÖ’NÜN EN ÇOK MAHKEMELERE, YARGIYA HÂKİM OLDUĞU DÖNEMDİ
 
İlk bölümü Naim Hoca bahsetti ancak ona katkıda bulunacağım. 2012’de Cenevre’de UEFA’da disiplin yargılamasına çıkmıştık. O duruşmadan çıktığımızda yanlış hatırlamıyorsam Deniz Tolga Aytöre, ben, Muammer Menekşe, Abdullah Kaya vardık. Bize sorduklarında ben şunu söylemiştim; ‘Sürecin çok başındayız. Onlarca yıl sürecek bir süreç bizi bekliyor.’ Bunu söylerken sadece spor hukuku açısından değil; ceza yargılaması, tazminat davaları vs. için de söylemiştim. 2012, bence bu dava sürecinin ne karanlık dönemiydi. Çünkü FETÖ’nün en çok mahkemelere, yargıya hâkim olduğu dönemdi. Ona rağmen böyle bir öngörüde bulunmuştum. Bu öngörüde bulunurken şunun için idi; ki biz bazen çok fazla detay anlatmadığımız için kamuoyunda insanlar alanı boş bulup orada çok rahat atıp tutabiliyorlar, Naim Hoca da şimdi hatırlatacaktır. FETÖ mahkemelerinin verdiği karar Yargıtay’da onanmadı, Yargıtay bozdu. Kararın çok az bir bölümü onandı. 4 veya 5 kişi için onandı, geri kalan herkes için bozuldu. Bozulurken de bir sebeple bozulmadı. Onlarca usulü, onlarca esasa ilişkin sebeple bozuldu. Ne zaman bozuldu? FETÖ’nün zirvede olduğu dönemde. Şimdi diyorlar ki, ‘Tapelerin katalogtan çıkartılması yani örgütün katalogtan çıkartılmasıyla lehe kanunu oluştu ve yeniden yargı…’ Böyle bir şey yok. Bu net yalan. İki tane dosya vardı, dosyası kesinleşen 4 veya 5 kişi vardı. Diğer tarafta ana yapı duruyordu ve bu dosya bozulmuştu. Onaması bile hukuka aykırıydı. Bu yalan. ‘Yasa değişti, siz ondan yararlandınız.’ Yasa değişti, biz yararlandık ama biz o yasa çıkmadan evvel kararımız bozulmuştu zaten. Bunu bir yere koymak lazım. Bunun üstünden çok fazla yalan dolan dönüyor.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: EKŞİOĞLU, MOSTUROĞLU KARARI BUGÜN CAS’TA DOKTORİNER KARAR OLARAK UYGULANIYOR
 
Bir başka yalan, ‘Örgütten HAGB istediniz.’ Örgütten HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) istedik. Diğer tarafta zaten HAGB yoktu. O karar bozuldu. Yargıtay bozdu. Yani yeni bir usul kuralıyla bozulmadı. Esastan ve usulden bozuldu o karar. Daha sonra bu karar 3 defa daha Yargıtay’a gitti. Yalanı dillendirmenin bin çeşidi var. İki tanesi usulden bozuldu ve bu tamamen bizim 10 sene kaybetmemize sebebiyet verdi. 2022’de karar onandı. Bu süreçte pek çok kazanımı oldu Fenerbahçe’nin. Mesela Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) bana ve İlhan Bey’e verdiği cezalar vardı. Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmiştik, yine Naim hoca orada avukatımızdı. Bana göre tarihi. Yani AİHM, hiçbir federasyonun aleyhine böyle bir karar vermemiştir. Ayrıca mahkemede süren yargılamayla da ilgili çok güzel tespitleri vardı. Hak ihlali kararı tespit etti. Mesela kamuoyunda bu hiç söylenmiyor. Halbuki Ekşioğlu, Mosturoğlu kararı bugün CAS’ta doktoriner karar olarak uygulanıyor. Hatta CAS seminerlerine gittiğinizde özellikle maç manipülasyonuyla ilgili konularda bu karar emsal olarak uygulanıyor. Ama bu Türkiye’de söylenmiyor.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: HESAP VERMEYEN, SORUMLULUĞUNUN SONUÇLARINA KATLANMAYAN KİMSE OLMAYACAK. SONUNA KADAR GİDECEĞİZ
 
Sık karşılaştığımız bir başka yalan; Fenerbahçe CAS davasını geri çekti, o yüzden hak kaybetti. CAS davasının geri çekilmesinin sebeplerini çok detaylı konuşabiliriz ama basit bir şey söyleyeyim, CAS davası özünde bir tazminat davasıydı. O tazminat davaları bugün hala sürüyor TFF ve İçişleri Bakanlığı aleyhine. Yargı mensuplarının ceza kararları kesinleştiğinde Adalet Bakanlığı aleyhine de açılacak. Orada istenen toplam miktar Fenerbahçe’nin UEFA Kupalarına katılmaması sebebiyle uğradığı zarar kadar. Her iki tazminat davasında bilirkişi aşamaları geçildi ve bilirkişiler Fenerbahçe’nin net zararlarını aynen iddia ettiğimiz şekilde tespit ettiler. Maddi zararları, manevi zararları değil. Fakat her iki mahkeme, bizim ceza yargılama süreci gibi –o niye 10 sene uzadı? İki defa dosya usulden bozulduğu için- burada da görevsizlik kararlarıyla uzuyor. Yani yargılamayı sürdüren mahkeme dosyayı karar aşamasına kadar getiriyor, karar aşamasında ‘Ben görevli değilim.’ diyor. Hem İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan İstanbul’daki Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada hem de TFF aleyhine açılan Ankara’da görülen Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava açısından. Ama tekrar söylüyorum. Biz 2012’de bunu öngörmüştük. Biz zamana karşı yarışmıyoruz. Fenerbahçe bir kurumdur, ilelebet payidar olacaktır. Bizler faniyiz, gelip geçiciyiz ama bu kulüp kurumsal olarak burada kalacak ve kurumsal olarak burada kaldığı sürece bu davalar takip edilecek. Hesap vermeyen, sorumluluğunun sonuçlarına katlanmayan kimse olmayacak. Sonuna kadar gideceğiz.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: BİZ SORUMLULARI TEK TEK ORTAYA ÇIKARTIP KAMUOYUNA TEŞHİR EDECEĞİZ
 
Mesela geçen sene tüm kamuoyunun merakla beklediği, TFF’nin o dönemki bürokratlarıyla ilgili bir sonuç gelmeyecek mi, bu çaba sonuçsuz mu kalacak? Soruşturma açıldı. Masumiyet karinesi sebebiyle isim vermiyorum. Vermeme gerekçem de onlara biraz insanlık dersi verebilmektir. Hukuk dersi vermek mümkün değil. Bizim isimlerimizi ulu orta basın toplantılarında konuşan bu kişiler bugün şüpheli sıfatıyla yargılanıyorlar ve biz onlara saygı duyuyoruz hala. Bu kişiler bugün yargı önünde hesap veriyorlar ve inşallah davalarının açıldığını da göreceğiz ve bununla da sınırlı kalmayacak, göreceksiniz. Zaman içinde bu büyüyecek. Büyüyecek ama şöyle; yasalarda modern hukuk sistemlerinde zaman aşımı süreleri var. Bu süreleri sonuna kadar kullanıyorlar. Belki zaman aşımı süreleriyle önümüz kesilebilir ama biz sorumluları tek tek ortaya çıkartıp kamuoyuna teşhir edeceğiz.
 
KULÜP AVUKATIMIZ NAİM KARAKAYA: BU İNSANLAR ASLA BERAAT EDEMEYECEKLER
 
İki davadan bahsetmek istiyorum. Birincisi ağırlıklı olarak bahsettiğim gibi 107 kişinin yargılandığı; kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarından verilen mahkumiyet kararları var. Bu kararların önemli bir kısmı onandı, kesinleşti, çoğu buradaki kişi örgüt üyeliğinden de ayrıca mahkumiyet gördü. Burada önemli kısım şu; gerek buradaki 107 kişi, gerek bu sürecin içerisinde hakim ve savcı cübbesiyle örgütün tetikçiliğini yapan insanların %80’inde örgütün yazılım programı olan Bylock kullanıldığı da tespit edildi. Böylece kişilerin hepsinin bu sürecin içerisinde örgütün bir elebaşısı, piyonu gibi hareket ettikleri tescillenmiş oldu. İki, üç kişiden kısaca bahsetmek istiyorum. Gerek Aziz Başkanımızın gerek Şekip Başkanımızın yargılamasını yürüten Mehmet Ekinci mahkemenin başkanı. Bu kişi hakkında örgüt üyeliğinden bir mahkumiyet kararı kuruldu. Daha sonra kişi ekin pişmanlık istediğini söyleyerek bir başvuruda bulundu ve bu başvurusu dolayısıyla yeni bir süreç yürüdü ve sürecin sonunda Yargıtay kişinin etkin pişmanlıktan istifade etme koşullarını taşımadığını ifade ederek bu etkin pişmanlıkla ilgili verilen kararı bozdu ve bu süreç hala bildiğimiz kadarıyla kesinleşmedi. Ne anlatırsa anlatsın bunların yeni bilgi olmadığı tescillenmiş oldu. Yine yargılamayı yürüten mahkeme heyetinden Hikmet Şen 7 yıl, 8 ay, 15 gün ceza aldı ve kesinleşti. Yine o mahkûmiyet kararını veren kişilerden Bülent Kınay aynı şekilde 7 yıl, 8 ay, 15 gün mahkûmiyet kararı kesinleşti.
 
Burada bir noktayı ifade etmek lazım. Örgüt dosyaları aslında hukuksuz bir şekilde, o gün salt, yani şiddet kullanan örgütler için kullanılan özel görevli mahkeme önüne götürülmüştü. Ve bu mahkemeler kaldırıldı, kanun çıkıp hafta sonu yürürlüğe girecekti, ondan iki gün önce mahkeme kararı vererek dosyaların oradan çıkmasını engelledi. Bu da sürecin içerisindeki kumpasın bir diğer parçası.
 
Burada bir noktayı daha vurgulamak lazım. Sürecin başına döndüğümüz zaman asayiş şubede başlayan bir süreç var. Lokman Yanık isimli bir kişi var. Polis memuru ama pek bir polis memuru olarak tabir edilemeyecek biri. Herkes örgütteki rolü, konumu dolayısıyla daha kıdemli görüyor. O, Giresunspor’un eski başkanı Osman Çırak’la bir mülakat yapıyor. O mülakatı bir tutanağa bağlıyor ve o mülakat ile beraber burada Giresunspor içerisindeki olaylar sanki Fenerbahçe ve Aziz Başkanla ilgiliymiş gibi bu dosyayı Organize Şube’nin önüne koyuyorlar. Bu Asayiş Şube’nin işi değil, Giresun’un da işi değil, İstanbul Organize Şube’nin işiymiş gibi gönderiliyor. Bunlar sürecin içerisinde planlanmış adımlar olarak görülüyor. Bu sürecin içerisinde aslında bunlar Zekeriya Öz’ün talimatlarıyla aylar önce başlamış, Giresun’da da bir miktar pişirilip buraya getirilmiş, burada sunulmuş bir hizmet olarak görülüyor.
 
Hâkim ve savcılarla ilgili yargılama onların sıfatları gereği Yargıtay’da devam ediyor. Burada bir zaman aşımı riski var. Bunu her celse çok keskin bir dille ifade ediyoruz. Ümit ederiz zaman aşımı riskine girmeden bu insanların mahkûmiyetini görebiliriz. Hukuk devleti adına bu bizim için çok önemli bir şey olur. Şundan eminiz; bu insanlar asla beraat edemeyecekler. En kötü olasılıkla davanın içerisinde beraat kararı olmayacak sadece bir zaman aşımıyla ilgili bir risk olduğunu tespit edebiliyoruz.
 
Bu sürecin içerisinde verdiği kararların içerisinde Yargıtay’ın 3 Temmuz sürecinin Fethullahçı örgütün kumpası olduğuna dair bir net tescili ve tespiti vardır. Bu önemli bir nokta. Bu sürecin içerisinde Şekip Bey’in de bahsettiği gibi maddi anlamda kulüp çok fazla zarar gördü. Belki rakamsal tespiti çok zor. Manevi anlamda gördüğü zarar hiç telafi edilemez durumda. Bununla ilgili de süreç yürüyor.
 
AV. NAİM KARAKAYA: BU SALT FENERBAHÇE’NİN VE CAMİASININ SORUNU DEĞİLDİR. ÜLKENİN YENİDEN BİR KUMPASA MARUZ KALMAMASI AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ BİR HESAPLAŞMA
 
Kumpas davalarına başladığımızda kulübümüzü temsil ederken Aziz Başkanımız sağ olsun tüm süreç içerisinde defalarca Silivri’ye geldi, bu sürece destek verdi. Daha sonra Ali Koç Başkanımız geldi ve onun döneminde hüküm kuruldu ve onun açıklamalarını yaptık bu sürecin içerisinde. Aynı şekilde Fethi Pekin’in adını zikretmek isterim. Sürecin içerisinde defalarca yargılamaya dâhil oldu. Yine meslektaşımız Alper Alpoğlu sürecin içerisine dâhil oldu. O sürecin içerisinde herhalde en iyi söylenecek cümlelerden birisi, ‘3 Temmuz süreci Fenerbahçe yönetiminde yönetimlerden bağımsız olarak bu mağduriyetin mücadelesini verme konusunda çok olumlu izler bıraktı.’ Bunu çok değerli bir şey olarak görüyorum. Yine aynı şekilde Sadettin Bey döneminde çok önemli bir karar çıkmadı belki ama o sürece desteği açısından herhangi bir şekilde gerek Sadettin Bey gerek meslektaşımız Ali Gürbüz açısından bu desteği her zaman hissettik. Ümit ederiz bu davalar hızla sonuçlanır. Yakalamalılar tekrar getirilir ve onların yargılamasını mutlaka görürüz. Bu, Türkiye’deki hukuk devletine duyulan güveni sağlar. Bu salt Fenerbahçe’nin ve camiasının sorunu değildir. Ülkenin yeniden bir kumpasa maruz kalmaması açısından son derece önemli bir hesaplaşma olduğunu düşünüyorum.
 
HUKUKTAN SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYEMİZ SAVAŞ ADALET: HESABINI VERENLER VAR AMA FENERBAHÇE BURADA HAKLILIĞINI TESPİT ETMESİNE RAĞMEN, TAZMİNAT NOKTASINDAKİ BU BELİRSİZLİĞİN DE BİR AN ÖNCE SONUÇLANMASI GEREKİYOR
 
Bizim 3 Temmuz davasındaki en büyük problemimiz kamuoyuna hukuksuzluğu anlatmak. Kamuoyu bir hukuksuzluğa inandı, gerçeğin ne olduğundan uzaklaştı ve bu gerçeği 15 senedir anlatmaya çalışıyoruz. Bizim salt bu davada o günlerde yaşadığımız birçok saçma sapan haber; Yargıtay kısmı, ‘Para sayma görüntüleri var’ denildi. ‘19 maçta tespit edildi’ denildi, ‘Futbolculara paralar verildi’ denildi ama bugün geldiğimiz noktada hiçbirinin maddi delilinin olmadığını ortaya koyduk. Gerçeği herkes bilsin. Dosyayı hazırlayan, fezlekeyi yazan polislerin bir kısmı kaçak, bir kısmı hükümlü. İddianameyi yazan savcılar ya kaçak ya hükümlü. Bizi yargılayan hâkimlerin bir kısmı kaçak, diğerleri hükümlü ve biz burada hala 15. senede bir adalet arayışının içerisindeyiz. Aslında bu meselenin de bir an önce sonuçlanması gerekiyor. Görevsizlik adı altında yapılan bu hukuki kararların bir an önce tespit edilip… Sayın Cumhurbaşkanımız da mağdur oldu, halkımız da mağdur oldu. 15 Temmuz’da birçok şehit verdik. Bunun kök sebebi, bu hain örgüt. Hesabını verenler var ama Fenerbahçe burada haklılığını tespit etmesine rağmen, kavuşmasına rağmen tazminat noktasındaki bu belirsizliğin de bir an önce sonuçlanması gerekiyor. Burada artık Sayın Aziz Yıldırım’ın önderliğinde ve kararlılığında da bu yeni dönemde bu sürecin zaman aşımına uğramadan sonuçlanması gerektiğini düşünüyorum. Fenerbahçe yönetimleri bir gün bile bu dosyadan elini çekmemiştir. Bu da büyük bir onur ve camiaya gururla anlatılacak bir olaydır. Hangi hukuktan sorumlu yönetici, başkan Şekip Bey ve Naim Hocanın koordinasyonda her zaman bu dosyalara her zaman hukukçular olarak gerekli müdahaleleri yaptık. Eski, yeni tüm hukukçularımız bu davada herkesin yargılanmasını sağlamıştır. Önemli olan nokta da bu. Şu an medya kısmı dışında bütün herkes yargılanıyor. Tamamen beklediğimiz tek konu kaldı, bu davaların sonuçlanması.
 
Tazminat davaları kaldı. Hâkimlerin yargılamaları devam ediyor. Bu süreçte de özellikle Şekip Bey ile Naim Hoca süreci hâkimler kısmında kendi şikâyetleri olduğu için, kulübümüz adına da Naim hoca takip ettiği için oraların sonuçlanmasını bekliyoruz. Burada en büyük problem, tazminat davaları ve diğer konularla ilgili bir karar aşamasına dahi gelemedik. Ama kararlılık ve bu davaların sonucunun aslında belli, bir beraat, bir… Çok nadir, arada beraat edenler oluyor ama genel anlamda zaten bunların birçoğu başka suçlardan da yargılanıp ceza alanlar; Ergenekon Davalarında hâkimlik yaptılar, Balyoz’da savcılık yaptılar, Selam Tevhid Davasında yargılanıp ceza alanlar, hüküm alanlar var. Bir de bizim dosyamızda yargılananlar… Kararlılık bu işin anahtarı. Biz kararlıyız. Sayın Başkanımızın, Şekip Başkanın kararlılığı, diğer avukatlarımızın kararlılığı, eski yeni yönetimlerin, camianın, taraftarın, sizlerin kararlılığı bu işi çözecek. Bugün olmazsa yarın çözecek. Kararlılıkla ilgili beklentimiz sonsuz ve bu irade hepimizde mevcut. Bu irade bu dosyaların elbet bir gün olumlu yönde karar çıkmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum.
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: BİZ, ORTAK DÜŞMANLA HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ. ETMEZSEK 15 TEMMUZ GİBİ DARBE TEŞEBBÜSLERİNİ YAŞARIZ
 
Bizim kulüp yönetiminde görev yapmış 3 Temmuz’un mağduru insanlar olarak her zaman şükranlarımızı, minnetlerimizi ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü onlar ilk günden itibaren bizim masum olduğumuza inandılar. Bizim mücadelemize en az bizim kadar destek verdiler hatta daha da ileri gidenler oldu. Bir kere onlara minnet borcumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Bizim yaşadıklarımızdan sonra benim en büyük beklentim 3 Temmuz’un unutulmaması ve taçlandırılmasıydı. Ve Divan Başkanı seçilmem bunun bir yansıması. Bu camia evlatlarına sahip çıkıyor orada hiçbir problem yok. Camia beklemeye de kararlı. Sadece camiamıza şunu söylemem gerekiyor. Biz ne tazminat alırsak alalım. Maddi, manevi miktarı ne olursa olsun. O bizim zararlarımızı tanzim etmeye yeterli olmayacak. Bizim sadece 3 Temmuz ile 4 Temmuz arasındaki hisse değerimiz arasındaki fark 1 Milyar Dolara yakın. Ama sadece 1 Milyar olarak görmemek lazım. O yükselen bir trend. Belki 3-4 Milyar Doları bulacaktı. O zararların parasal telafisi yok. O yüzden paranın miktarına bakmaksızın haklılığın tespitine değer vermek lazım. Ben, hep örnek veriyorum. Haksız tutuklamalarla ilgili davalar açtık o davalarda çıkan maddi ve manevi çıkan rakamlar inanılmaz komik. Çok çok düşük. Buna rağmen ben şunu başarı olarak görüyorum ve hep onur duyuyorum. Ben bu kararı çerçeveletip odama astım. O benim haksız tutuklanmamın tespiti. Fenerbahçe’nin elde edeceği tüm tazminatlar da bu sürecin haksızlığının tespiti yönünde bir adım daha atılması olacak. Türkiye’de diğer camialarda sportif rekabet bu alana taşırılıyor. Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Cübbeli, Selam Tevhit hepsi kumpas ama bu dava diğer camialar için kumpas değil. Ama bilmiyorlar ki o kadar komik duruma düşüyorlar ki… Biz bunu çıkıp tek tek izah etmek durumunda değiliz. Kumpas davaları açılmasaydı biz ana yargılamada görmemiştik, kumpas davaları açılınca gördük. MİT mahrem imamı geldi bu operasyonun nasıl planlandığını anlattı. Bu anlatılırken de bu operasyonu kuran polisler vardı, onların önlerinde anlattı. Bu süreç devam ederken Kayseri’de örgüt liderinin kendi eliyle yazdığı mektup ortaya çıktı. Bu insanlar için bunların hiçbiri kumpas değil. Bakın bu terör ve FETÖ seviciliği.
 
Siz Fenerbahçe ile sportif anlamda rekabet edeceksiniz, bu alan milli alan, Türkiye’nin meselesi. Türkiye bu örgütle hala mücadele ediyor ve bu örgüt bitmedi. Mücadele sürüyor ve sürecek. Gözümüzün açık olması lazım. Siz orada sportif rekabet yapacaksınız diye bu örgütün yaptıklarını görmezden gelemezsiniz. Geçen hafta Hâkimler ve Savılar Yüksek Kurulu, kumpasa iştirak eden hâkim ve savcılarla ilgili ihraç kararı verdi. Bu her camia tarafından çok memnuniyet verici şekilde karşılandı.  Bu hâkimlerin %75’i bizimle ilgili süreçte olan hâkimler. Bizimle de ilgili ihraç kararları var ve o süreç hiç gözükmüyor. Ergenekon kumpas ama 3 Temmuz davası kumpas değil. Tırnak içerisinde söylüyorum böyle bir rezillik olmaz. Bu gerçekten milli iradeye aykırılık teşkil eder. Biz, ortak düşmanla hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Etmezsek 15 Temmuz gibi darbe teşebbüslerini yaşarız. Orada da mesele sokağa çıkan insanlara ilham veren neydi? Fenerbahçe’nin ‘Sarı Lacivert Duvarı’ydı. Bu karanlık güce karşı direndiğiniz zaman zafer elde edebiliyorsunuz. Geçmişte kim elde etti Fenerbahçe elde etti. Hatırlayın, hafızaları tazeleyelim. Bizim soruşturmayı yapan savcı ne dedi? ‘Ben bu soruşturmanın Balyoz ve Ergenekon gibi bir ay içerisinde unutulacağını zannettim.’ Ne oldu? Bizim camiamız hala aynı kırgınlık, aynı kızgınlıkta ve aynı düşünceler içerisinde. Bitmez bu. Bu hesap kapanmadan bitme ihtimali yok. Diğer camialar sportif rekabeti futbol sahasında veya mücadeleyle ilgili konuyu sportif alanda sürdürsünler. Bu alanda mücadeleye destek versinler ki veriyorlar. Anıtkabir’e gittik ‘Adalete Fener Yak’ kampanyası yapıldı ve milyonlar geldi. Bu milyonların içerisinde Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı da vardı. Bu sportif rekabetle çözülecek bir konu değil. Bu milli ve yargısal bir konu. Bu süreçte bize karşı argüman sürenlerin hepsini çökertecek argümanlar var. Polisler içerisinde itirafçı olanlar var, yaptığını anlatanlar var. Biz sosyal medyada okuduğumuzda sadece gülüyoruz.
 
KULÜP AVUKATIMIZ NAİM KARAKAYA: BUNU KUMPAS GÖRMEYİP, BAŞKASINI KUMPAS GÖRMEK DOĞRU BİR BAKIŞ AÇISI DEĞİL, ŞAŞI BİR BAKIŞ AÇISI
 
Şekip Başkanımızın söylediği gibi bu eylemleri yapanlar hep aynı ekip. O ekip bir savcılık yapıyor ve ondan sonra mahkemede onun arkadaşı aynı şekilde kararı devam ettiriyor. Kendilerini mutedil görüp hukuktan şaşanlar aslında gizli ajandalarına göre hareket edip bu kulübü ve spor camiasını dize getirmeye çalıştılar. Elbette bunu kumpas görmeyip, başkasını kumpas görmek doğru bir bakış açısı değil, şaşı bir bakış açısı. Bir gün gerçekten de Zekeriya Öz’ün, bu iddianameyi düzenleyen ve ben iki ay konuşulup unutulacağını sandım diyen Mehmet Berk’in ümit ederiz bir gün getirilip yargı önüne çıkarılacağını tüm Fenerbahçe, spor camiası ve tüm Türkiye’nin mutlaka görmesi gerektiğini düşünüyorum.”
 
YDK BAŞKANIMIZ ŞEKİP MOSTUROĞLU: FENERBAHÇE AİDİYETİ VE SAHİPLENME DUYGUSUNUN EN AÇIK İFADESİDİR 3 TEMMUZ MÜCADELESİ
 
Ben, tekrardan gelmiş geçmiş tüm yöneticilerimiz adına camiamıza şükranlarımı sunuyorum. Gerçekten de Fenerbahçe aidiyeti ve sahiplenme duygusunun en açık ifadesidir 3 Temmuz mücadelesi. Fenerbahçe’nin hiçbir ferdi bu mücadeleden vazgeçmemiştir. Zaman zaman insanlar yönetimlerin sportif sonuçlarla başarıları veya başarısızlıklarıyla ayrışır, karşıt görüşleri olabilir ama karşıt görüşleri olmadığı ve tek bir vücut olarak hareket ettiği konu 3 Temmuz’dur ve bu şekilde devam edecektir. Bizim yeni nesillerimiz de hiçbir şekilde bunu unutmayacak ve unutturmayacaktır. Dolayısıyla ben öncelikle camiamıza teşekkür ediyorum. 3 Temmuz’dan bugüne kadar bu süreçte görev yapan tüm hukukçu arkadaşlarıma, tüm yöneticilerimize, hukukçu yöneticilerimize ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Bu mücadelede birlikte dava arkadaşı olduğumuz insanlara ki bunlardan bazıları en son Ahmet Çelebi vefat etti. Ona Allah’tan rahmet, geride kalanlara da sabırlar diliyorum. Diğer arkadaşlarıma da sağlık, sıhhat ve afiyet diliyorum. Onların bir bölümün adları hiç zikredilmedi ama birçoğu acı ve fedakârlıkla sınanmış insanlar. Onlara da şükranlarımı sunuyorum. İnşallah bir daha böyle bir şey olmaz, olabileceğini de zannetmiyorum çünkü artık Fenerbahçe camiası bu tür girişimlere karşı çok uyanık. En ufak bir girişimde tepkisini her türlü gösterir. Artık bizim beklentimiz sorumluların, en son sorumlunun da hesabını verip bizim bu hesabı kapatmamız.
 
HUKUKTAN SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYEMİZ SAVAŞ ADALET: CAMİAMIZ ‘SARI LACİVERT DUVAR’ OLDU. TUĞLALAR ÖREREK BU KÖKLÜ CAMİAYI, ULU ÇINARI KORUMUŞ VE ZARAR GÖRMESİNİ ENGELLEMİŞTİR
 
Şekip Bey aslında çok doğru söyledi. Hukuksuzluğun siyasi görüşü, takım, taraftar ve sportif ayrımı olmaz. Biz olaylara siyasi bakışımızı tuttuğumuz takıma göre bu terör örgütünün operasyonel davalarını savunacaksak ya da bir taraf olacaksak burada çok büyük bir ayıp ve yanlış yapmış oluruz. Spor kamuoyu, kulüplerimiz Fenerbahçe’nin bu haklı mücadelesinde nasıl ki diğer davaları hukuksuzluk kabul edip, devletinin yanında olduysa bu davada da Fenerbahçe’nin yanında olmak zorundadır. Bu tercihi artık keskin bir şekilde yapmak durumundayız. Ülkemizin içerisinde bulunduğu durum ayrışmayı ve terör örgütünün operasyonel davalarından herhangi bir tanesini sahiplenmeyi kabul edecek bir durumda değildir. O yönden Şekip Başkan’ın vurgusu çok önemli ve değerli. 3 Temmuz’un yaşatmış olduğu bütün mağduriyetleri ve acıları içinde hisseden ve olayın en başında olan biri olarak istiyorum ki bu davanın artık sonuçlanması. Hem kişilerin hem Fenerbahçe’nin hem camiamızın uğramış olduğu zararların giderilmesi. İnşallah bizim dönemimizde bize nasip olur. Başkanımız Aziz Yıldırım, Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Şekip Mosturoğlu’nun görevde olduğu bu zamanlarda bizler bu kararları alarak, hem camiamıza hem de değerli yöneticilerimize hediye etmiş oluruz. Camiamız ‘Sarı Lacivert Duvar’ oldu. Tuğlalar örerek bu köklü camiayı, ulu çınarı korumuş ve zarar görmesini engellemiştir. O yüzden A’dan Z’ye çoluk çocuk kadınlarımız bu stadı doldurdular. 3 Temmuz yürüyüşleri yapıldı, Anıtkabir’e yüründü, Bağdat Caddesi, Çağlayan bunların hepsinde taraftar olarak yürüdüm, buralarda bulundum. Belki Şekip Başkanımızı üzeceğiz ama cezaevinde hemen hemen her gün ziyaret ettim. Zor günlerdi ama bugün bu kararlı yürüyüşün sonucunu da aldığımız zaman en azından maddi-manevi bir ufak da olsa bir mutluluk yaşamış olacağız. İnşallah o günleri de camiamız görecek.
 
KULÜP AVUKATIMIZ NAİM KARAKAYA: FENERBAHÇE’NİN VE YÖNETİCİLERİMİZİN HİÇBİR ZAMAN GÜÇLÜ OLANLARA BOYUN EĞMEMELERİ TOPLUM AÇISINDAN SON DERECE ANLAMLI, ONURLU BİR MESAJ OLUŞTURMUŞTU
 
Bu süreçte gerçekten Fenerbahçe’nin ve yöneticilerimizin o günkü duruşu cezaevinde bile olsa çok değerli ve onurlu. Hiçbir zaman güçlü olanlara boyun eğmemeleri toplum açısından son derece anlamlı, onurlu bir mesaj oluşturmuştu. Gerek Aziz Başkanımızın gerek Şekip Başkanımızın suçsuzluğunu ifade etmesi, bunun bir gün gerçekleşecek olmalarına inanmaları ve o gün bunu söylüyor olmak çok değerliydi. Tüm güç bir örgütteyken bunu söylüyor olmak, teslim olmamak oldukça değerliydi. Ve o söylemlerin bir gün gerçekleştiğini görmek, bunun bir örgütün faaliyeti olduğunu göstermesi açısından son derece anlamlı oldu. Bizim için o örgütle ilgili davalara girmek gerçekten de anlamlı, onur verici ve çok haklı bir mücadele içerisinde bu günlere gelmiş olduk. Bu süreci yaşayamayanların gerçekten anlaması için dönüp bakmasını, araştırmasını öneririm. Genç taraftarlarımız var bu süreçleri belki tam hatırlamıyor olabilirler çünkü tam 15 seneyi tamamlamış oluyoruz. Bu Fenerbahçe’ye yakışan bir duruş oldu. O gün gösterilen direnç bugün hala bu mücadeleyi devam ettiriyor olmak camiamız için çok değerli bir duruş. Ümit ederiz sonuna kadar gideriz ve bunu bir adalete duyulan güven olarak toplumumuza ve tüm spor kamuoyuna armağan ederiz. Sportif rekabet başka bir şey, Aziz Başkanımızın dediği gibi ‘Memleket elden gidiyor’ kısmını yaşıyor olduk. Sonraki süreçlerde de bunu tamamen gördü insanlar. Memleketin nereye gittiğini ve nerelerden dönmüş olduğunu da gördüler. Bunun sonucuna ulaşmasını bir insan ve hukukçu olarak canıgönülden diliyorum.”

Basın Fotoğrafları