“Lille’ i geçersek, Liverpool kolay…”

07 Ocak 2010 Perşembe
Fenerbahçe Gazetesi 73. sayısında Uğur Boral ile bir röportaj yaptı. Röportajın tam metni aşağıdaki gibidir:

"Bu sayıdaki konuğumuz Uğur Boral'ın Fenerbahçe ve Türk futbolunda önemli yeri var.. Yıllar önce Gençlerbirliği takımının orta alanında ortaya koyduğu mükemmel performansla dikkatleri çekerek, transferin gözdesi olan bu futbolcumuz, daha henüz lig bitmeden Fenerbahçe için  imzasını attıktan sonra daha da ünlenmişti..
Üstün teknik kalitesi, mükemmel kullandığı sol ayağı ve de rakip kanatları bezdiren ataklarıyla, önce Fenerbahçe'nin, sonra da milli takımımızın vazgeçilmezlerinden birisi olmuştu Uğur Boral.
Roberto Carlos ile sol kanatta oluşturduğu başarılı ikili, Andre Santos'un transferinden sonra bozulmuş ve Uğur Boral, geride kalan ilk yarıda fazla sayıda forma şansı bulamamıştı..Son maçlarda yakaladığı şansı iyi değerlendiren deneyimli futbolcumuzun, R.Carlos'un ayrılmasıyla önünün daha da açılacağını ummaktayız.
İşte, bu beklentiden hareketle, beklentilerimize yanıt bulabilmek için sohbetimize  bu konudaki bir soru ile başlamak istedik.

İkinci yarıda taraftarlarımız nasıl bir Uğur Boral izleyecekler ?
Her zaman olduğu gibi, ikinci yarı takımda oynama şansı bulmak için var gücümle çalışıyorum. Bunu başarırsam bütün benliğimle, varlığımla, her şeyimle Fenerbahçe için elimden geleni fazlasıyla yaparım. Takım içinde oynayan -oynamayan herkesin çok özel bir yeri vardır. Burası Fenerbahçe. Bunun bilincindeyiz. Ama tabii ki oynarsam kendimi daha çok gösterebilme fırsatım olacaktır.

FC Sheriff maçında attığın golle üzerindeki baskılardan kurtulabildin mi?
FC Sheriff maçında attığım gol benim için  önemli ve çok değeri olan bir goldü. Beni izleyenlerin şunu iyi bilmesi gerekir. Ben oynamıyorum, peki neden? Kötü müyüm? Hayır, öyle bir şey yok, hoca tercihini farklı yönde kullanıyor. O şekilde de oynamıyorsunuz, idmanlarda kötü olsam, bırakmış olsam, Sheriff maçında o golü atamazdım.

Sen Carlos geldiğinde "Herkesin ondan mütevazılık anlamında öğrenecek çok şeyi var" demiştin. Bununla ne demek istedin, biraz bize açar mısın ?
Fenerbahçe'de ve Türkiye'de futbol oynayan bütün futbolcuların, dünyanın en iyisi olan Roberto Carlos'tan örnek alması gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Futbolcu olarak üst düzeyde yetişen arkadaşlarımızın,  biraz daha kendilerine dikkat etmesi gerektiğine inandığım  için böyle bir şey söylemiştim. Çünkü o kadar çok kişi görüyoruz ki, maalesef o ağırlığı, o yükü kaldıramıyorlar! Ondan sonra da kaybolup gidiyorlar.. Yeni yetişen futbolcu arkadaşlarımızın, öncelikle mütevazi olmayı öğrenmeleri gerekmektedir..
Yetenek her insanda olabilir. Mesela ben giderim, benim yerime başkası gelir ama biraz daha çok insanlığa yatırım yapılması gerekmektedir. Roberto Carlos dediğimiz bu megastar, çocukla çocuk, büyükle büyük olan, kariyerinin üstünden bize tepeden bakmayan birisiydi. Ben onun kariyeri boyunca bütün her şeyi hak ettiğini düşünüyorum.

FC Sheriff maçında attığın golden sonra Roberto Carlos'a gittin. O andaki  duyguların nelerdi ? R.Carlos'un senin futboluna olan katkısını yorumlar mısın ?
Takımdaki herkes gibi ben de onu çok seviyorum, ayrılması bizleri çok üzdü. Ama bu kararına saygı duyuyorum. O bize saha içinde ve dışında her zaman yardımcı oldu, tecrübesini bize aktardı. Carlos'la arkalı- önlü oynamak herkese nasip olacak bir şey değil, bu bana nasip oldu. Ben de elimden geldiği kadarıyla ondan bir takım şeyleri öğrendiğimi düşünüyorum. Futboluma,profesyonelliğime tabiî ki çok fazla katkısı oldu.

Aslında takımda onu zaten sevmeyen hiç kimse yoktu. O kadar sevimli, o kadar cana yakın, yaptığı her şey yakışan ve güler yüzlü bir arkadaşımızdı. Herkes ondan bir şeyler öğrendi.."

Her futbolcunun spor yaşantısında, ismi ile özdeşlenen bir ya da birkaç maçı vardır. Üzerinden yıllar geçse de, bunlardan birisi anılsa hemen akla diğeri gelir! İşte deneyimli futbolcumuz Uğur Boral'ın da ismiyle özdeşlenen böyle bir maçı vardır. Biz de sohbetimizi,  bu konuyu gündeme getirecek sorumuzla sürdürmek  istedik.

Sevilla maçlarında dünyanın en iyi sağ beki Daniel Alves'i sağından- solundan geçerek ekarte ettin. İlginçtir, sezon sonunda Alves Barcelona' ya transfer oldu ama sende düşüş yaşandı. Bunu neye bağlıyorsun?
Sevilla maçlarındaki performansım gerçekten üst düzeydeydi. Ama spor kamuoyu beni hep o maçtaki oyunuma göre değerlendiriyor. Oysaki bir önceki Şampiyonlar Ligi'nde CSKA Moskova'ya iki tane gol attım ama o maç bu kadar konuşulmadı.
Avrupa Şampiyonası'nda Almanya'ya karşı yarı finalde oynadığım maç bile hiç akla gelmiyor, Süper Lig'de takımım için verdiğim mücadeleler, attığım goller onlar da hiç konuşulmadı ! Herkes Sevilla maçında kaldı ve beni o maça göre yorumladılar.. Hani Ben de neredeyse  'Keşke şu Sevilla maçlarını hiç oynamasaydım.' diyecek hale geldim.
Her zaman şunu savunurum. Bir takım iyi oynarsa, iyi mücadele ederse, yanındaki arkadaşına yardım ederse, o zaman bir futbolcu sahaya çıkıp kendi yeteneklerini gösterebilir.
  Geçen sene de takım olarak hoca değişikliğinden dolayı iyi oyun sergileyemedik. Bundan bireysel olarak ben de etkilendim. Sayın Daum ile de gayet iyi başladık ve hedeflerimize doğru adım adım ilerliyoruz.

Fenerbahçe'de üçüncü hocayla çalışıyorsun, bu farklılıklar sizlere nasıl yansıyor ?
"Hoca değişikliği özellikle oyun anlayışı bakımından yansıyor, her hocanın kendine has oyun stili vardır. Mesela Zico zamanında, ben hep 'serbest' oynuyordum. Zico şöyle bir şey söylüyordu: 'Uğur sen kenarda bekle, arkadaşların alan boş olduğu zaman topu sana atsınlar. Sen de bire birde adam geçip, orta yap, içeri gir -çık, çalım at' diyordu.
Aragones  ise benden, orta sahaya gelip pas verip, koşmamı istiyordu. Benden sadece bunu bekliyor, hiçbir zaman  dripling yapmamı istemiyordu. Sürekli olarak; ' Sadece pas verip, koş… Orta sahaya gelip, yana geriye pas ver' diyordu. Ben de öyle yapınca, bu sefer taraftar tepki koyuyordu. Taraftarlar eskisi gibi dripling yapmamı beklerken,buna karşın hoca da aksine onları yapmamı istemiyordu. Öte yandan, tribünlerdekiler gibi eleştirmenler de, bunları bilemediği için de, ben ve benim gibi hocalarının verdiği görevi yapmaya çalışan futbolcuları haksız yere eleştiriyorlar !... Geçen sene ben de bu stresi çok yaşadım.

Saha içinde bazı olumsuz şeyler yaşanıyor ve medya da bunu 'Sahada kavga ediyorlar !..' diye haber yapıyor. Bununla ilgili bize neler söyleyebilirsin ?
Sahadaki futbolcuyu, tribünde oturmuş, elinde çayı ya da çekirdeği maç izleyen bir insan gibi düşünmemek lazım.. Sahadaki futbolcu o an mücadele içinde, oksijensiz bir ortamda olduğu için, olumsuz bir harekette verdiği tepkilerin farkında bile değildir..Sporcu, stresli ve adrenalinin arttığı bir ortamda bilinçsizce o hareketleri yaptıktan sonra, ister istemez pişman oluyor. Sahadaki o tartışmalar aslında çok normaldir. Çünkü o kadar sert bir mücadelenin içindesiniz ki… Belki bir dakika önce 100 metre  depar atıp gelmişsiniz. Yorgunsunuz. Öyle bir an geliyor ki, bir şeylere tepki göstermek durumunda kalıyorsunuz. O anda normal bir insan gibi düşünemiyorsunuz ama hemen akabinde bir dakika sonra o yaptığınız hareketlerden dolayı üzüntü çekiyorsunuz.Mesela herkes Emre'yi kavgacı, sinirli bir insan olarak tanımlıyor. Ama Emre, normal yaşantısında şeker gibi bir insandır. Esprilerine gülmekten kendinizi alamazsınız. Çok cana yakındır. Tabii ki aslında saha içinde oto-kontrol çok önemlidir. Futbolcular bunun üzerinde de çalışmalar yapıyorlar. Ama söylediğim gibi bazen adrenalin çok fazla yükselebiliyor.

Milli Takımla ilgili, 'Yerli mi, yabancı hoca mı ?..' tartışması var. Sen bu konuda neler söyleyebilirsin ?
Benim düşüncem yerli hocadan yanadır. Zira yerli olursa, futbolumuzu ve futbolcularımızı tanıması, tüm futbolcularla birebir diyalog kurabilmesi açısından daha iyidir. Ama ona göre de bir hoca seçilmek zorunda. Milli takımın hocasının futbolcularla çok fazla diyalog içinde olması lazım. 10-15 günlük kamp döneminde o futbolcuyla kaynaşacak, konuşacak, istediğini anlatacak, onu motive etmeye çalışacak.. Milli takımın hocasının bence maç olmadığı zamanlarda da futbolcularını araması ve diyalog kurması gerekiyor. Bunu da Türk bir hoca daha iyi yapabilir gibi geliyor bana. Fatih hoca belki her zaman muhatap olmuyordu ama, sonuçta yardımcılarıyla sürekli irtibat halindeydik. Bence milli takım hocalığı böyle olması gerekir.

Avrupa Ligi'nde rakibimiz Lille, sonrası Liverpool olacak gibi görünüyor, bununla ilgili ne diyebilirisin. Fenerbahçe Final oynar mı ?
UEFA Avrupa Ligi'nde Lille'i geçeceğimizi düşünüyorum, takımımız bu kapasiteye sahip durumda. Sonrası Liverpool geliyor. Gerçekçi olmak gerekirse 'Sahamızda oynayacağımız maç, bizim kader maçımız olur' diyorum. Eğer çok iyi konsantre olur, çok iyi mücadele ederek iyi bir sonuçla sahamızdan çıkarsak  Liverpool'u da eleyeceğimizi düşünüyorum. Liverpool'da Gerrard ve Torres'i çıkardığınızda yenilmeyecek bir takım değil. Ama öncelikli hedefimiz Lille tabii ki !.. Herşeye rağmen, kim ne derse desin Fenerbahçe 2010 yılına damga vuracak bir takım olacak. Bunu benim gibi tüm takım arkadaşlarım da biliyor.

Biraz da özel yaşantına değinelim. Evliliğin futboluna nasıl bir etki yarattı?
Şunu söyleyebilirim ki, evliliğimdeki mutluluk olmasaydı, inanın geride bıraktığım olumsuz günleri bu kadar kolay geçiremezdim..Benim için çok daha sıkıntılı ve zor olabilirdi. Ama evimdeki hayatım çok güzel olduğu için bunları aştım. Sonuç olarak mutluyum ve de huzurluyum.

Evli futbolcu arkadaşların var, bir araya geldiğinizde neler konuşuyorsunuz ?
Her evde olandan farklı bir durum olmadığını söyleyebilirim. Özetlersem; kadınlar mutfağa girip dedikodu yapıyorlar, biz de genelde takım ve futboldan konuşuyoruz."

BASIN FOTOĞRAFI


Haber ile ilgili diğer fotoğraflar